Ana içeriğe atla

Huyluluk mu Huysuzluk mu? İşte Bütün Mesele Bu

Huylandım dün yine bir şeye. Direkt kendimle ilgili değil, ama geceden beri beynimin içi disko topu gibi, nöronlarım inanılmaz sinaptik bağlantılar kurarak dans ediyor. Yerimde duramıyorum, hadi ben durdum diyelim, içim içimde durmuyor bu sefer; belli yapacak bir taşkınlık, bu içimdeki deli.

Şimdi esas mesele şu: beklentilerden bana kal geldi artık. Günlerden bir gündü, gibi değil de resmen zaman milattan önceymiş gibi hissediyorum, kimseden bir şey beklemezsem daha mutlu olacağımı keşfetmiş ve kendimi bu yönde "geliştirmiştim". Tamam, biliyorum bunun yanında gelen bir de travma var, yoksa bit kadar boyunla bu lafı analiz edip, üzerine bir de insan inşa etmek biraz acayip yoksa. Ama neticede bir biçimde dönemin şartları, olaylar beni bu noktaya getirdi ve ben şu an kişiliğimin temel yapıtaşı olan 2 ve 5 yaş huylarımla varım. 2 yaş huyum, genel tavrım; sen bırak, ben kendim yaparım! 5 yaş huyum ise biri bir şey için yapma ya da yapamazsın mı dedi; üç kere de yaparım, beş kere de yaparım! 

Şimdi ilişkiler meselesi çok insani, hissi bir mesele. Aşk ilişkisi de böyle, dostluk ilişkisi de, kardeşlik de, akrabalık da... Müşteri ilişkileri ve işin içine hizmet-para giren ilişkileri bu bahsedeceğim kategorinin dışında tutuyorum, meselem onlarla değil. Şimdilik...

İlişki dediğin, iki yönlü olur ve bana sorarsanız böyle hissi bir ilişkide yaş, cinsiyet, statü, ırk fark etmez. Herkes eşittir yani. Kimse kimseden "daha" ya da "öncelikli" değildir. Bu durumda da eğer hissi olacak olan bu yakınlaşma, olacaksa her türlü olur, olmayacaksa da her türlü olmayabilir. Beni huylandıran şey, bu ilişkileri yönetmeye çalışan üçüncü tekil/çoğul şahıs kısmı.
Misal, benimle mahallede her sabah karşılaştığım temizlik işçisi arasındaki ilişki; bambaşka bir şehirde yaşayan ve benim her adımımdan haberdar olmayan ama hayatımda bir şekilde varlığını sürdüren birisini niye ilgilendirsin? Büyük oranda hak verdiniz bana. Peki, daha küçülteyim evreni, ben ve kardeşim arasındaki ilişki babamı niye ilgilendirsin? Hak verenlerin sayısında, ciddi bir sarsıntıyla, düşüş hissediyorum. 😬 Fakat aslında mesele aynı mesele. Çünkü ilişkiler çift yönlü ve kişiler (iki kişi) arasındadır. O kişilerin genetik mirasçısı dahi olsanız, kişiler için değil araya köprü yapmak, sadece ikisine özel saray inşa etseniz yine de olmaz. Çünkü en başta size böyle bir hak tanınmıyor. Kişisel deneyim olarak şunu söylemeliyim ki; kiminle ilişkimi başkaları üzerinden kursam oradan fersah fersah kaçasım gelir. Çünkü yetinemem bununla. Sırf o (değer verdiğim herhangi belirli bir kişi) üzülmesin diye hayatımda olmasını istemediğim birine katlandığım her günün sonunda en çok kendimle ilişkimde bocalıyorum. Kendimle ilişkimi bozan, yaralayan her şeyden ve herkesten de uzaklaşıyorum.
O yüzden bir ilişkiyi düzeltmenin size yüce bir güç tarafından bahşedildiğine inanıyorsanız lütfen bu inancı kendinizle olan ilişkinize harcayın, emin olun böylesi çok daha tatmin edici. 
Görüyor musunuz, çirkinleşmeyeyim dedim ama ağzıma geleni de söyledim. Huylanmıştım çünkü. Huyluyum, huylusun, huylu. Hepinize huysuz günler dilerim.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamansızlığın Sığınmacısı

Öyle zamansızdı ki, Hissizliğin içinde bir titreşim, Sessizliğin içinde bir inleyiş, Köklerine dolanmış bir filiz kadar ilginç ve beklenmedik. Beklenmeyeni ne yapar, ne eder de kabullenirdi insan? Ne öğretmişlerdi ona, Ne söylemişlerdi büyükleri? Ah! O her şeyi bilen büyükleri... Neydi doğru, neydi yanlış? Zamanı mıydı, yoksa zamansızlığında mı gizliydi sırrı? Sırlara dair bir şeyler bilirdi, Neyse ki... Şimdi zamansızlığın içinde aniden gelişen bu duyguyu alıp kimlere anlatmalıydı Ya da nasıl, hangi köşede saklamalıydı? Ve kaçmaya böyle başlanırdı... Zaten buraya da kaçmamış mıydı? Zaman kendini başa mı sarmıştı? Sahi neydi o ilk kaçıp saklandığı? ...  

Sanrıdan Sonra Gelen Hafif Susamışlık

Anlatamıyor, yazamıyorum... Artıyor sancılarım ve de sanrılarım. Hislerim köreliyor; ne güneş ısıtıyor tenimi ne de radyoda çalan şarkı içimi... Uykularım terk ettiler bedenimi, Fakat rüyalarım gitmediler henüz temelli...  Ağrılarım var şimdi, biraz da üşümelerim,  Bir mum ışığı görünce hafifliyorlar, ama yeter mi sahi?  İnsanın ağrıması iyi bir şey.  Hala hissedebildiğini gösterir, öyle değil mi?  Dertop olup kıvrılıyorum gözümün kestiği ilk yere,  Üstümdeki bu hırkadan güzeli yok şimdi...  Bir eksiklik var, bir fazlalıkla beraber,  İsteksizlik, umutlarımı kucaklamış, bir annenin bebeğini kucaklaması gibi Öyle içten...  Dizlerim acıyor, ellerime kum taneleri yapışmış,  Saç tellerim dökülüyor hafifçe yer çekimine doğru,  Bir ses duyuyorum uzaklardan,  Bir ses, evet, kimin sesi bu?  Kimsenin değil, suyun sesiymiş,  Hafif hafif yaklaşıyor kum ...

İzan'ın Biri Olmak

Kendimi çok seviyorum, yalan yok. En başından beri kendimi bu kadar sevdiğim için bugüne kadar gelebildiğimi düşünüyorum hatta. Ama maalesef ki bencil olmayı bilmiyorum. Ömrü hayatımda bir elin parmaklarını geçmemiştir hayatımı etkileyecek kararları sadece kendimi düşünerek almam. Zor alırım bu kararları. Kıvranırım çok, çünkü alışık değilimdir. Bu konuda yüreklendirilmemişimdir. Ama kendimle ilişkimin bozulacağını hissedersem, o kararı almam gerektiğini de anlarım. Muhtemelen sonrasında yalnız kalırım, muhtemelen suçlanırım kendim olduğum için ve muhtemelen "bencilliğimden" ötürü yaftalanırım. En çok da ben üzülürüm üstelik, ama bu konuda da anlaşılamam. Yaptıysam sonuçlarına katlanmalıyımdır çünkü üçüncü şahıslara göre. Çok uzakta değildir bana bunları yapanlar, tam tersi çok yakınımdadırlar. Ben onları seçmemişimdir, ama bilinmelidir ki kendim olmayı seçmek hakkımdır. Ah canım kendim, yine çok sorguluyorsun bazı şeyleri, çok saçma buluyorsun toplumca ve nereden geldiği ...