Ana içeriğe atla

Kafam Çok Rahat!

Dikkat bu bir zihin temizliği yazısıdır! Eğer hemen şimdi bu sekmeyi kapatmazsanız, klavyeye boşalttığım kafamın içini okuyacaksınız!

Başımıza gelen her şeyin bir sebebi olduğuna inananlardanım. 
Kaderci değilim ama yaşam içerisinde bazı olayların yaşanması gerektiğine inanıyorum. Çünkü öylesi doğru, çünkü geri kalanlar tercihlerimizle şekillenen envai çeşit alternatif yollar ve hepsi en nihayetinde o yaşanması gereken olaylarla bağdaşıyor, çünkü bağdaşması gerekiyor. Ya da belki de çok fazla Doctor Who izlemişimdir, kimbilir.
Peki ya çok fazla DW izlememişsem, o zaman bizim buradaki görevimiz ne?
Görevimiz olduğundan emin değilim ama şöyle bir şeye daha inanıyorum, "neden" sorusunun altını doldurmaya çalışmak. Ben bunu yaşadım ama bir sor bakalım, neden yaşadım? Acaba neden benim başıma geldi bu? Hayatımın bir noktasında işime yaraması ihtimaliyle, kendime bu soruyu sora sora benim geldiğim nokta bu. Tabi bu böyle direk cevaplanabilecek bir soru değil. O yüzden mesele şu aslında benim için; yaşadığım olayda farkındalık kazanmak ve bu farkındalığı sürdürürken çaktırmadan, sessizce etrafımı incelemek, en azından benim yapabildiğim bu. 
Üç gündür sürekli uyku haliyle yaşamaya çalışırken bolca da düşünmeye fırsatım olduğundan, şu an burada bu satırları yazıyorum. Sadece beynimin içini boşaltmaya çalışıyorum, ne ahkam kesmek ne de kimseye ders vermek niyetim. 

Niyet demişken, niyet önemli bir konu. Yapılan bir iş neticesinde olumsuz sonuçlar meydana gelince ilgilisinin "Ama niyetim iyiydi benim." cümlesini sahte bulanlardanım. Samimisi şu olabilir onun; "Benim niyetim iyiydi ama neden böyle oldu? Neyi yanlış yaptım? Çok üzgünüm, çok özür dilerim."
Evet; neden, nasıl, niyet, özür... Bunların hepsi çok önemli. Bunların önemli olduğunu bilmek de önemli ama bunların önemli olduğunu bilip uygulamak hepsinden önemli. Önemli bulduğun şeyi incelemek de önemli, kişiye kendisiyle ilgili mükemmel veriler verir; tıpkı önemsiz bulduğunu incelemek gibi...

Veri demişken... Veri toplamak bir akademik çalışmanın bel kemiği sayılabilecek bir nokta-ymış. Yalan. Hep böyle söylemişlerdi bana, "verilerini topladıktan sonra bir ayda tez yazarsın İzan, büyütme". Komple yalan. Bir akademik çalışma yapmak o kadar çok değişkene bağlı ki. En başta seni iyi yönlendirecek ve bu süreci iyi yönetmeni destekleyecek bir danışmana. Ah ne çektiğimi bir ben bilirim! Şimdi bu satırları okuyup "ben de az çekmedim" diyorsan, asla yalnız değilsin, bunu bil!
Ama tabi şu var ki herkes kendi macerasını yaşıyor ve yazıyor, nihayetinde de her macera mükemmel bir yaşanmışlık hissiyle kişinin deneyim haznesinde birikiyor...

Birde madem deneyim dedim, şunu merak ediyorum; neden herkes deneyimlerini başkalarıyla paylaşmak istiyor? Fikir sorulmadan hem de, sırf konuyla ucundan kısıyısından bir ilgisi var diye, neden o deneyimleri başkasına empoze etmeye çalışıyoruz? Birinci çoğul özne kullansam da ben burada pasif kısımda yer alıyorum, yani empoze edilmeye çalışanım aslında. Eşya bakacaksan, şunu yap, bunu yapma; ev tutacaksan, öyle yap, böyle yapma; şimdi sen onu yapamazsın, ben yapayım; benim bitmek tükenmez fikirlerim var ve hazırlan, bunları  sana burada, senin iznini almadan, fikrini sormadan anlatmaya başlayacağım...
Bu noktada ben çoktan çileden çıkmış oluyorum elbette.
 "Ya o bitmek bilmeyen deneyiminle ilgili sözlerini kendine sakla, yaşadığın olumsuzluklardan sen mesulsün, lütfen bunun muhasebesini kendi içinde yap ve bana bulaşma" diyemiyorsun kimseye. Ben diyemiyorum en azından. Keşke diyebilsem, ama gel gör ki diyemiyorum. 
O yüzden şöyle bir çözüm buldum kendimce, böyle bir durumla karşı karşıya kaldığımda başka şeyler düşünüyor ve bana karşı yapılan bu saygısız girişimde, karşı tarafı dinlemekten azat ediyorum kendimi. İşte büyük sırrım! Mesela böylesi bir durumda, Ankara pavyonlarını düşünmek oldukça rahatlamamı sağlıyor ya da Mutlu Ol Yeter'deki Babür'ün ben olduğumu hayal etmek...

Beynimi klavyeye tamamen bırakmadan zihnimdeki çağrışımlara burada son verirken; bu satırları kendi hür iradenizle okuduğunuzu ve tamamladığınızı sizlere hatırlatmak isterim. Neticede sizi hiçbir şeye zorlamadım. Bundan hoşlandıysanız ya da hoşlanmadıysanız, bu size bir veri verir. Bu veri ile ne yapacağınız ise tamamen size kalmış.
Sahi ne yapacaksınız bu veri ile?
💀


Bonus: Bir zamanlar, ev arkadaşımın olduğu bir dönemde, evimizin ulusal marşı seçtiğimiz, yazının başlığına ilham olan parça :

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamansızlığın Sığınmacısı

Öyle zamansızdı ki, Hissizliğin içinde bir titreşim, Sessizliğin içinde bir inleyiş, Köklerine dolanmış bir filiz kadar ilginç ve beklenmedik. Beklenmeyeni ne yapar, ne eder de kabullenirdi insan? Ne öğretmişlerdi ona, Ne söylemişlerdi büyükleri? Ah! O her şeyi bilen büyükleri... Neydi doğru, neydi yanlış? Zamanı mıydı, yoksa zamansızlığında mı gizliydi sırrı? Sırlara dair bir şeyler bilirdi, Neyse ki... Şimdi zamansızlığın içinde aniden gelişen bu duyguyu alıp kimlere anlatmalıydı Ya da nasıl, hangi köşede saklamalıydı? Ve kaçmaya böyle başlanırdı... Zaten buraya da kaçmamış mıydı? Zaman kendini başa mı sarmıştı? Sahi neydi o ilk kaçıp saklandığı? ...  

Sanrıdan Sonra Gelen Hafif Susamışlık

Anlatamıyor, yazamıyorum... Artıyor sancılarım ve de sanrılarım. Hislerim köreliyor; ne güneş ısıtıyor tenimi ne de radyoda çalan şarkı içimi... Uykularım terk ettiler bedenimi, Fakat rüyalarım gitmediler henüz temelli...  Ağrılarım var şimdi, biraz da üşümelerim,  Bir mum ışığı görünce hafifliyorlar, ama yeter mi sahi?  İnsanın ağrıması iyi bir şey.  Hala hissedebildiğini gösterir, öyle değil mi?  Dertop olup kıvrılıyorum gözümün kestiği ilk yere,  Üstümdeki bu hırkadan güzeli yok şimdi...  Bir eksiklik var, bir fazlalıkla beraber,  İsteksizlik, umutlarımı kucaklamış, bir annenin bebeğini kucaklaması gibi Öyle içten...  Dizlerim acıyor, ellerime kum taneleri yapışmış,  Saç tellerim dökülüyor hafifçe yer çekimine doğru,  Bir ses duyuyorum uzaklardan,  Bir ses, evet, kimin sesi bu?  Kimsenin değil, suyun sesiymiş,  Hafif hafif yaklaşıyor kum ...

İzan'ın Biri Olmak

Kendimi çok seviyorum, yalan yok. En başından beri kendimi bu kadar sevdiğim için bugüne kadar gelebildiğimi düşünüyorum hatta. Ama maalesef ki bencil olmayı bilmiyorum. Ömrü hayatımda bir elin parmaklarını geçmemiştir hayatımı etkileyecek kararları sadece kendimi düşünerek almam. Zor alırım bu kararları. Kıvranırım çok, çünkü alışık değilimdir. Bu konuda yüreklendirilmemişimdir. Ama kendimle ilişkimin bozulacağını hissedersem, o kararı almam gerektiğini de anlarım. Muhtemelen sonrasında yalnız kalırım, muhtemelen suçlanırım kendim olduğum için ve muhtemelen "bencilliğimden" ötürü yaftalanırım. En çok da ben üzülürüm üstelik, ama bu konuda da anlaşılamam. Yaptıysam sonuçlarına katlanmalıyımdır çünkü üçüncü şahıslara göre. Çok uzakta değildir bana bunları yapanlar, tam tersi çok yakınımdadırlar. Ben onları seçmemişimdir, ama bilinmelidir ki kendim olmayı seçmek hakkımdır. Ah canım kendim, yine çok sorguluyorsun bazı şeyleri, çok saçma buluyorsun toplumca ve nereden geldiği ...