Ana içeriğe atla

İz'lerimize

Çok merak ediyorum, ya o kapıdan girmeseydim? Ne olurdu o zaman... 
Her günün her anında farkında olmadan yaptığımız tercihlerle çiziliyor her birimizin yolu. Bazen sağa değil de sola dönseydim o an, o trene değil de bir sonrakine binseydim, yandaki yola sapsaydım mesela diye düşünüyorum, ne olurdu? Soruyorum ısrarla, nasıl olurdu?
Kimse bilmiyor, ben de bilemiyorum...

Bilinçli yapılan tercihler konusunda yorum yapmak daha kolay, diğer türlüsünün üzerine teoriler üretebiliyorsunuz; fakat bilinçsizce yapılan bu tercihler üzerine düşünmek karanlık bir odada ilerlemeye çalışmaktan da zor, çünkü orada en azından hiçbir şey görmeseniz bile el yordamıyla odayı anlayabilir, karanlığa alışan gözlerinizle bir süre sonra siluetleri seçebilirsiniz.

Bu "ya öyle olmasaydı?" sorusunu beni derinden etkileyen olaylar için soruyorum ve 'yaşamasaydım, öğrenmeseydim, bilmeseydim, tanımasaydım ne olurdu' nun üzerine düşünmek aslında "yaşadığım için memnunum bir yerde, sadece bununla yaşamak konusunda zorlanıyorum" demek kendime.
Bazı şarkılar, bazı kokular, sesler, sözler, renkler hatta... Çok fazlalar...
Zihnimdekiler kadar bunlarla yaşamak da zor, en azından unutuyorum zihnimdekileri bazen, oysa ben tam unuttum derken bir koku burnumda, bir söz kulağımda ya da bir renk tam karşımda beliriyor. Ve ben çekiliyorum istemsizce. 
Zaman tünelinde zaman makinesiz uçan bir bedenden yayılan bu aurayı ne kadar umursuyor dünya? Bence umurunda değil. Her seferinde en son bulunduğum ana geri dönmek için oluyor o andan sonra tüm mücadelem. Çünkü kaldığım yerden yaşamıma devam etmek sadece gayem...

Bunu yapmak zorundayım, bunu yapmak zorundayız. Yola devam etmek, değişmeyecek tek kural. Ve devam ettikçe o yol nasıl güzelleşiyor, çiçekleniyor, tütsüleniyor. Tümsekler, tepeler, acılar, retrolarla birlikte hem de... Böylece ben oluyorum, sen oluyorsun, güzel oluyoruz nihayetinde.
Bilinçli-bilinçsiz tercihlerle çizdiğimiz hayat yolumuzda eğrilerle doğrularla yürürken bir iz bırakabiliyoruz birilerinin kalbine. O saatten sonra iz'lerimizle yaşıyor, iz'lerimizle yaşatıyoruz.
Buraya kadar okuduysanız eğer, iz'lerinizden öperim.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Blogger Mim-2017'ye Doğru Hayaller, Dilekler ve Hedefler

Dün uzun zamandır yaşadığım en tuhaf gündü diyebilirim. Bir sevindim, bir üzüldüm, bir ağladım, bir kızdım, sonra yine ağladım… Duygularım karmakarışıktı ve etkileri hala sürüyor… İşte tüm bunların arasında tesadüfen bir yazı gördüm, 2017’ye dair hayallerden, sorulardan, cevaplardan oluşan bir yazı. Mim’lenmek diye bir şey varmış :) Onu öğrendim. Sonra sevgili  The Good Wish 'in bloguna girdim ve bir de ne göreyim, beni de mimlemiş ve doğruyu söylemek gerekirse dünkü kaos içinde mutlu olmamı sağlayan sayılı şeylerden  birisi oldu bu. Çok teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız siz ve sizin gibi güzel insanlar. :)     İşte Sorular ve İşte Cevaplar 1-Kimse mükemmel değildir ama yine de eksikleri düzeltmek mümkün. Huylu huyundan geçmez mi dersin? Yoksa şu huyumu değiştirsem hiç fena olmaz mı? Nedir o huyun? 2017 için kendinde değiştirmek istediklerin neler? Evet, kimse mükemmel değil çok haklısın ve bizi insan yapan da eksiklerimiz, kusurlarımız...

Arayış

Hayatı tanıyorum bu ara, yeniden, farklı yönlerinden Bu zamana kadar ki gözlemlerim sonucunda hayatı zorlaştıranın insanın kendisi olduğuna karar vermiştim ama bu karara olan inancım da sarsıldı son sekiz-dokuz aydır. ''Üniversiteyi özlemeyeceğim, Antep bana yetti zaten.'' derken en olmadık anlarda gelen özlemlerim var artık. Bir de durmadan kulağımda yankılanan, tam vazgeçeceğim anda zebella gibi karşıma dikilen bir söz var; Bu hayatta herkesin tırmanacağı engelleri vardır. Hani ''hayata atılmak'' diye bir terim vardır ya, işte ben o kısımdayım. O kadar çok istiyorum ki kaldığım sayfaya bir ayraç koyup hazır olunca geri döneyim. Ama olmuyor. Olmaz değil tabi, fakat zaten istediğimin bu olduğunu da sanmıyorum, esas sorun orada. Sadece şunu biliyorum, belki de en emin olduğum şey artık şu: Hayat kısa ve insan sevdiklerinin yanında, yakınında olmalı. Kalbimin, ruhumun olduğu yere bedenimi taşımanın yollarını arıyorum bu yüzden. Zamanı vardır diyorum. Her ...

Zamansızlığın Sığınmacısı

Öyle zamansızdı ki, Hissizliğin içinde bir titreşim, Sessizliğin içinde bir inleyiş, Köklerine dolanmış bir filiz kadar ilginç ve beklenmedik. Beklenmeyeni ne yapar, ne eder de kabullenirdi insan? Ne öğretmişlerdi ona, Ne söylemişlerdi büyükleri? Ah! O her şeyi bilen büyükleri... Neydi doğru, neydi yanlış? Zamanı mıydı, yoksa zamansızlığında mı gizliydi sırrı? Sırlara dair bir şeyler bilirdi, Neyse ki... Şimdi zamansızlığın içinde aniden gelişen bu duyguyu alıp kimlere anlatmalıydı Ya da nasıl, hangi köşede saklamalıydı? Ve kaçmaya böyle başlanırdı... Zaten buraya da kaçmamış mıydı? Zaman kendini başa mı sarmıştı? Sahi neydi o ilk kaçıp saklandığı? ...