Ana içeriğe atla

Anı Çekmeceleri

Unutmak...
İnsana, doğasının ihaneti gibi.
Çocukluğuna dair neleri hatırlıyorsun mesela?
Dur dur şöyle sorayım, çocukluğuna dair neleri hatırlamıyorsun?
Neyi hatırlamadığımı nereden bileyim dersen, cevap yanlış.
Neyi hatırlamadığını bildiğini iddia edersen, belki doğru belki yanlış.
Ama neyi hatırlamadığını hatırlayamıyorsan eğer, seninle bir yerlere varmamız mümkün.
Çocukluğuma dair hatırlamak istemediklerimi tüm detaylarıyla hatırlayıp, hatırlanmaya değer olanları bölük pörçük anımsamam itti beni bu düşünceye.
Son günlerde baktım ki bir şeyleri anlatırken beynimde elektriklenmeler oluyor; parça parça resimler, birtakım sesler...

Bir çocuğun, küçük kardeşini zar zor kucakladığını gördüğümde hatırladıklarım var mesela geçtiğimiz hafta.
Cüzdanımdan bir 10 TL yerine iki 5 TL'yi çıkarıp uzattığım anda, sol yanımdan açılan solucan deliği misali pencerede oynayan bir mini film.
Küçük bir çocuğun attığı kahkahalar kulaklarımda çınlarken gördüğüm 5 yaşındaki halim.
Uzaklara gönderilmeyi bekleyen kartpostalları fark edince hatırladığım ve iyi ki dediklerim...



Kişisel anılarımız, anısal belleğimizde saklanıyor.
Burayı yüzlerce çekmece içeren bir oda olarak düşünebilirsin.
Bir anıyı hatırlamak için içinde bulunduğu çekmecenin açılması gerekiyor.
Fakat o çekmeceyi açtığında birbiriyle bağlantılı başka anılarında olduğunu görebiliyorsun bazen.
Ya da bir anıyı ararken, hızlı hızlı açıp kapattığın çekmecelerden uçuşan ve yanlış çekmecelere doluşan anı parçacıklarını da...
Aslına bakarsan güçlü anılarımızı, bizde derin izler bırakanları oldukça ayrıntılı hatırlayabiliyoruz.
Ama anılar birbirine karışmaya meyillidir.
O yüzden bazı çekmeceleri iyice karıştırmak gerekir.
Sonra da çıkan anı parçacıklarını birleştirmek tabii...



O hikayedeki kimdi?
 Bu olay gerçekten yaşandı mı?
Rüya mıydı, gerçek miydi?
Bu benim mi başıma gelmişti yoksa bir başkasının mı?
Ben mi zihnimde şekillendirdim yoksa gerçekten o anın içinde miydim?

Kısacası anı mıydı yoksa bir hayal mi?
Böyle karışık bir durumun içine düştüğünde yapılacak tek bir şey var.
Hikayeyi istediğin biçimde tamamlamak.
Belki sendin oradaki belki bir başkası; belki rüyaydı belki de gerçekten yaşanmıştı.
Bunun ayırdına varmak için zaman kaybetme, hikayeni kendin tamamla.
Ve sonra o hikayeyi hak ettiği çekmeceye kaldır.
Seni üzen, korkutan hikayeleri de istediğin gibi tamamlamak senin elinde.
Ama lütfen bul ve birleştir tüm parçaları.
Yoksa açılan her çekmeceden parça parça anılar çıkıp böyle bir yazı yazdırırlar sana...
Sevgiyle kal...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamansızlığın Sığınmacısı

Öyle zamansızdı ki, Hissizliğin içinde bir titreşim, Sessizliğin içinde bir inleyiş, Köklerine dolanmış bir filiz kadar ilginç ve beklenmedik. Beklenmeyeni ne yapar, ne eder de kabullenirdi insan? Ne öğretmişlerdi ona, Ne söylemişlerdi büyükleri? Ah! O her şeyi bilen büyükleri... Neydi doğru, neydi yanlış? Zamanı mıydı, yoksa zamansızlığında mı gizliydi sırrı? Sırlara dair bir şeyler bilirdi, Neyse ki... Şimdi zamansızlığın içinde aniden gelişen bu duyguyu alıp kimlere anlatmalıydı Ya da nasıl, hangi köşede saklamalıydı? Ve kaçmaya böyle başlanırdı... Zaten buraya da kaçmamış mıydı? Zaman kendini başa mı sarmıştı? Sahi neydi o ilk kaçıp saklandığı? ...  

Sanrıdan Sonra Gelen Hafif Susamışlık

Anlatamıyor, yazamıyorum... Artıyor sancılarım ve de sanrılarım. Hislerim köreliyor; ne güneş ısıtıyor tenimi ne de radyoda çalan şarkı içimi... Uykularım terk ettiler bedenimi, Fakat rüyalarım gitmediler henüz temelli...  Ağrılarım var şimdi, biraz da üşümelerim,  Bir mum ışığı görünce hafifliyorlar, ama yeter mi sahi?  İnsanın ağrıması iyi bir şey.  Hala hissedebildiğini gösterir, öyle değil mi?  Dertop olup kıvrılıyorum gözümün kestiği ilk yere,  Üstümdeki bu hırkadan güzeli yok şimdi...  Bir eksiklik var, bir fazlalıkla beraber,  İsteksizlik, umutlarımı kucaklamış, bir annenin bebeğini kucaklaması gibi Öyle içten...  Dizlerim acıyor, ellerime kum taneleri yapışmış,  Saç tellerim dökülüyor hafifçe yer çekimine doğru,  Bir ses duyuyorum uzaklardan,  Bir ses, evet, kimin sesi bu?  Kimsenin değil, suyun sesiymiş,  Hafif hafif yaklaşıyor kum ...

İzan'ın Biri Olmak

Kendimi çok seviyorum, yalan yok. En başından beri kendimi bu kadar sevdiğim için bugüne kadar gelebildiğimi düşünüyorum hatta. Ama maalesef ki bencil olmayı bilmiyorum. Ömrü hayatımda bir elin parmaklarını geçmemiştir hayatımı etkileyecek kararları sadece kendimi düşünerek almam. Zor alırım bu kararları. Kıvranırım çok, çünkü alışık değilimdir. Bu konuda yüreklendirilmemişimdir. Ama kendimle ilişkimin bozulacağını hissedersem, o kararı almam gerektiğini de anlarım. Muhtemelen sonrasında yalnız kalırım, muhtemelen suçlanırım kendim olduğum için ve muhtemelen "bencilliğimden" ötürü yaftalanırım. En çok da ben üzülürüm üstelik, ama bu konuda da anlaşılamam. Yaptıysam sonuçlarına katlanmalıyımdır çünkü üçüncü şahıslara göre. Çok uzakta değildir bana bunları yapanlar, tam tersi çok yakınımdadırlar. Ben onları seçmemişimdir, ama bilinmelidir ki kendim olmayı seçmek hakkımdır. Ah canım kendim, yine çok sorguluyorsun bazı şeyleri, çok saçma buluyorsun toplumca ve nereden geldiği ...