Ana içeriğe atla

Neden?

Neden böyleyim? Neden?
Neden her şeyden bu kadar çabuk etkileniyorum.
Neden beni etkileyen her şeyle ilgili bir şeyler düşlüyorum hemen.
Kaç tane var benden?
 Kaçı mutlu kaçı mutsuz?
 Kaçı böyle hayaller alemine dalıyor en olmadık anlarda.
 Bir gün boğulacağını düşünen var mı benden başka diğer benler arasında.
 Kaç taneyim? Gerçekten soruyorum bunu kendime.
Aklı başında olan insan böyle bir şey sorar mı kendine?
Deli miyim yoksa ben?
 O yüzden mi hunilere merakım.
Tanrım bazen çıldıracak gibi oluyorum. Bazen mi? Tamam yalan söyledim. Çoğunlukla. Düşlerim, düşlediklerim, hayallerim, gerçeklerim hepsi birbirine giriyor.
 İşte öyle anlarda bağırmak istiyorum; sessizce ağlamak değil, haykırmak istiyorum; uyumak değil, koşmak istiyorum; bir köşeye saklanmak değil, konuşmak istiyorum; yazmak değil. Yazmak istemediğim nadir anlardan belki de. Ama sarıl-mak istiyorum güvendiğim kollar tarafından, sarsılmak istiyorum. Bir kitapta okumuştum geçmişin üstünden değil içinden geçmemiz gerekiyormuş geçmesi için. Peki benim bu anlarım, geçmişte kalan ve gelecekte yaşanan bu anlarımın hangi birinin içinden geçebildim? Hiç. Sıfır. Yok. Bir tane bile yok.
Nasıl geçecek o zaman? Cevabını bilen bana da söylesin, ben henüz bendeki izanı kaybetmeden…

07.08.2015/23.52

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamansızlığın Sığınmacısı

Öyle zamansızdı ki, Hissizliğin içinde bir titreşim, Sessizliğin içinde bir inleyiş, Köklerine dolanmış bir filiz kadar ilginç ve beklenmedik. Beklenmeyeni ne yapar, ne eder de kabullenirdi insan? Ne öğretmişlerdi ona, Ne söylemişlerdi büyükleri? Ah! O her şeyi bilen büyükleri... Neydi doğru, neydi yanlış? Zamanı mıydı, yoksa zamansızlığında mı gizliydi sırrı? Sırlara dair bir şeyler bilirdi, Neyse ki... Şimdi zamansızlığın içinde aniden gelişen bu duyguyu alıp kimlere anlatmalıydı Ya da nasıl, hangi köşede saklamalıydı? Ve kaçmaya böyle başlanırdı... Zaten buraya da kaçmamış mıydı? Zaman kendini başa mı sarmıştı? Sahi neydi o ilk kaçıp saklandığı? ...  

Sanrıdan Sonra Gelen Hafif Susamışlık

Anlatamıyor, yazamıyorum... Artıyor sancılarım ve de sanrılarım. Hislerim köreliyor; ne güneş ısıtıyor tenimi ne de radyoda çalan şarkı içimi... Uykularım terk ettiler bedenimi, Fakat rüyalarım gitmediler henüz temelli...  Ağrılarım var şimdi, biraz da üşümelerim,  Bir mum ışığı görünce hafifliyorlar, ama yeter mi sahi?  İnsanın ağrıması iyi bir şey.  Hala hissedebildiğini gösterir, öyle değil mi?  Dertop olup kıvrılıyorum gözümün kestiği ilk yere,  Üstümdeki bu hırkadan güzeli yok şimdi...  Bir eksiklik var, bir fazlalıkla beraber,  İsteksizlik, umutlarımı kucaklamış, bir annenin bebeğini kucaklaması gibi Öyle içten...  Dizlerim acıyor, ellerime kum taneleri yapışmış,  Saç tellerim dökülüyor hafifçe yer çekimine doğru,  Bir ses duyuyorum uzaklardan,  Bir ses, evet, kimin sesi bu?  Kimsenin değil, suyun sesiymiş,  Hafif hafif yaklaşıyor kum ...

İzan'ın Biri Olmak

Kendimi çok seviyorum, yalan yok. En başından beri kendimi bu kadar sevdiğim için bugüne kadar gelebildiğimi düşünüyorum hatta. Ama maalesef ki bencil olmayı bilmiyorum. Ömrü hayatımda bir elin parmaklarını geçmemiştir hayatımı etkileyecek kararları sadece kendimi düşünerek almam. Zor alırım bu kararları. Kıvranırım çok, çünkü alışık değilimdir. Bu konuda yüreklendirilmemişimdir. Ama kendimle ilişkimin bozulacağını hissedersem, o kararı almam gerektiğini de anlarım. Muhtemelen sonrasında yalnız kalırım, muhtemelen suçlanırım kendim olduğum için ve muhtemelen "bencilliğimden" ötürü yaftalanırım. En çok da ben üzülürüm üstelik, ama bu konuda da anlaşılamam. Yaptıysam sonuçlarına katlanmalıyımdır çünkü üçüncü şahıslara göre. Çok uzakta değildir bana bunları yapanlar, tam tersi çok yakınımdadırlar. Ben onları seçmemişimdir, ama bilinmelidir ki kendim olmayı seçmek hakkımdır. Ah canım kendim, yine çok sorguluyorsun bazı şeyleri, çok saçma buluyorsun toplumca ve nereden geldiği ...